Ana Sayfa Ekrem Uzbay Kimdir? İletişim
Gençliğe Hitabe

SÖZLÜK NASIL KULLANILIR?

Birçok kişi için sözlük kullanmanın sıkıcı ve zaman alıcı bir iş olduğunu biliyorum. Ne yazık ki hayatınızda İngilizce varsa sözlükler de olmalıdır. Sözlük kullanımı ile ilgili size bazı pratik bilgiler vermek istiyorum. Her şeyden önce size, içinde hem Türkçe-İngilizce hem de İngilizce Türkçe bölümleri olan bir sözlük ile sadece İngilizce-İngilizce kapsamlı bir sözlük gerekmektedir. Her iki tip sözlüğün de kullanım yerleri farklıdır. Söze önce, bazı öğretmenlerin Türkçe sözlük kullanmanızı istememelerini anlayamadığımı söylemekle başlamak istiyorum. Acaba kendileri bilmedikleri bir sözcük için nereye bakıyorlar? Önemli olan, bu tür sözlükleri kullanmayı bilmektir. Şimdi örneklerle anlatmaya çalışayım.

bakmak, (-ar) 1. to look (-e at), to gaze (-e at); to consider, to pay attention (-e to); 2. to support, to feed (a family); 3. to overlook, to look out on (the sea, lake, garden, etc.); 4. to face, to front (-e towards); 5. to look after , to take care of, to care for, to see to (a child, a sick person, etc.); to examine (a patient); 6. to examine, to investigate, to look into (a matter); 7. to be in charge (-e of); 8. to depend (-e on), to look to someone; 9. to look for; 10. to be dependent (-e on); 11. to verge (on another colour); 12. (waiter) to serve; 13. to look to (the future); 14. to test, to try

Diyelim ki Türkçe-İngilizce bir sözlükten ‘bakmak’ sözcüğünü aradınız. Karşınıza yukarıdaki gibi bir tablo çıkar. Yani ‘bakmak’ sözcüğüne ait 14 anlam. Anlam sayısı, sözlükten sözlüğe değişir. Eğer sözlük küçükse anlamlar azalır, örneğin 5’e düşer, büyüdükçe artar. Birçok sözlük, fiilleri verirken, örnekte olduğu gibi, to mastar ekiyle birlikte verir (to look, to gaze, vb). Siz bu fiili, bir cümlede esas fiil olarak kullanacaksanız to ekini kullanmamalısınız:

My father looked at his watch. (My father to looked at his watch. denmez)

Bir başka nokta, birçok sözlükte, baktığınız sözcüğe ait bir edat (preposition) varsa gösterilir. Demek ki look ve gaze fiillerinin edadı at imiş. Cümle yaparken buna dikkat edilmesi gerekir:

I gazed admiringly at Sally as she spoke.

Şimdi gelelim öğrencilerin en çok sıkıntı duyduğu konuya. Bu 14 anlamdan hangisi benim aradığım ‘bakmak’ anlamında acaba? Sözlüklerde anlamlar verilirken parantez içinde bazı sözcükler görürsünüz. Bunlar size anlamları ayıklamada yardımcı olur. Örneğin, 2. kullanım bir aileye bakmak, 3. anlam denize, göle bahçeye bakmak, 5. anlam bir çocuğa, hastaya bakmak, 12. anlam garsonun müşterilere bakması, 13. anlam geleceğe bakmak anlamında verilmiş. Eğer aradığınız anlam bunlardan biriyse işiniz epey kolaylaştı demektir:

1. ‘Böyle düşük ücretlerle ailelerimize nasıl bakabiliriz?’ diye bir cümle yapmak istiyorsanız, seçeceğiniz fiil support olmalı (= How can we support our families on such low wages?)

2. ‘Otel odamız denize bakıyordu.’ diye bir cümle yapmak istiyorsanız, seçeceğiniz fiil overlook olmalı     (= Our hotel room overlooked the sea.)

3. ‘Sen işe gidince çocuklara kim bakacak?’ gibi bir cümle yapmak istiyorsanız, seçeceğiniz fiil look after olmalı     (= Who will look after the children while you go out to work?)

4. ‘Geçmişteki sorunlarımızı unutup geleceğe bakmamız lazım.’ gibi bir cümle yapmak istiyorsanız, seçeceğiniz fiil look to olmalı (= We need to forget our past problems and look to the future.)

Yanında açıklayıcı bir ifade olmayan sözcükleri ise, aradığınız anlamı buluncaya kadar İngilizce-İngilizce sözlüklerden tek tek kontrol etmelisiniz. Aksi takdirde komik sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Yaşanmış komik bir olayı size aktarayım:

İngilizce öğretmeni çocuklara ev ödevi vermiş. Ertesi gün ödevleri kontrol ederken I have a competence gibi bir cümleye rastlamış. Öğrencinin ne demek istediğini anlayamayınca onu çağırmış ve sormuş. Öğrenci de, ‘Hocam, ehliyetim var.’ demek istedim demiş. Anlaşılmış ki öğrenci Türkçe-İngilizce sözlüğü açmış, sözlükte ‘ehliyet’in anlamlarından karşısına ilk çıkanı kontrol etmeden yazmış. Çünkü ehliyet sözcüğü Türkçe’de hem ‘sürücü belgesi’ anlamına, hem de bir işte ‘ehil olma, yeterli olma’ anlamına gelir. Halbuki öğrenci, sözlükte bulduklarını kontrol etmeli ve I have a driving licence yazmalıydı.

Şimdi gelelim İngilizce-İngilizce sözlüklerin nasıl kullanılması gerektiğine. Run sözcüğünü ele alalım:

run¹ /rЛn/ (past tense ran /ræn/; past participle run) verb 1. [I] to move quickly to a place using your legs and feet: I ran to catch the bus; He is running the 100m.; 2. [T] to control and organize something such as a business, organization or event: MANAGE: She has been running a restaurant since she left school; 3. to operate: I ran the dishwasher even though it wasn’t full; 4. [I] to flow, to produce liquid: Tears were running down her face; The Rhine runs into the North Sea; 5. [I] to travel or move in a particular way: A bus runs three times a day between here and there.

run² /rЛn/ noun 1. [C] the action of running for pleasure or in sport: Tom always has a shower after his run; 2. [C] an area of ground of limited size for keeping animals: a sheep run; 3. [C] an eager wish by many people to buy or sell something: There has been a run on umbrellas because of all this rain; 4. [C] a journey that a train, ship, etc. does regularly: A shuttle bus makes the run from the station to the airport.

Her şeyden önce sözlüklerde yazan bazı şeylerin ne anlama geldiğini bilmek gerekmektedir:

run¹ = sözcüğün üstündeki 1 rakamı, run sözcüğünün başka kullanımlarının da (isim, sıfat ya da zarf gibi) aşağıda verildiğini göstermektedir

/rЛn/ = bu işaretler uluslararası fonetik alfabesinin sembolleridir. Sözcüğün nasıl okunması gerektiğini gösterirler. Çoğu sözlük bu alfabeyi kullanır ve hepsinin içinde bu sembollerin nasıl okunması gerektiği gösterilir

(past tense ran /ræn/; past participle run) = sözcük düzensiz bir fiil ise, fiilin hallerini gösterir

verb = sözcüğün bir fiil olduğunu anlatır

[I] = fiilin bu anlamının geçişsiz fiil olduğunu, yani nesne almadığını anlatır. Eğer fiil geçişli, yani nesne alan bir fiil ise [T] harfi ile gösterilir

 to move quickly to a place using your legs and feet: = sözcüğün İngilizce açıklaması

 I ran to catch the bus; = örnek cümle

 MANAGE: = eş anlamlı referans sözcüğü

 run² = sözcüğün ikinci kullanımı

noun = sözcüğün isim olduğunu anlatır

[C] = ismin sayılabilen (countable) isim olduğunu anlatır. Eğer sayılamayan (uncountable) isim ise [U] harfiyle gösterilir

Diyelim ki bir yerde gördüğünüz ya da duyduğunuz bir sözcüğün anlamına bakacaksınız. Öncelikle sözcüğün fiil mi, isim mi, sıfat mı, zarf mı olduğuna bakmalısınız. Şimdi bir örnek cümle üzerinde çalışalım:

Trains are still running despite the snow.

Bu cümlede run sözcüğü fiildir. Bu yüzden anlamını sözlükten ararken run sözcüğünün fiil (verb) haline bakmamız lazım. Şimdi sözlüğümüze geri dönelim ve bakalım:

run¹ /rЛn/ (past tense ran /ræn/; past participle run) verb 1. [I] to move quickly to a place using your legs and feet: I ran to catch the bus; He is running the 100m.; 2. [T] to control and organize something such as a business, organization or event: MANAGE: She has been running a restaurant since she left school; 3. to operate: I ran the dishwasher even though it wasn’t full; 4. [I] to flow, to produce liquid: Tears were running down her face; The Rhine runs into the North Sea; 5. [I] to travel or move in a particular way: A bus runs three times a day between here and there.

Sözlükte verilen ilk anlam ‘koşmak’ anlamıdır. Bu anlamı cümlemize uyarlayalım:

Trains are still running despite the snow.
Kara rağmen trenler hâlâ koşuyor. (Anlam bakımından uymadığına göre demek ki aradığımız anlamı henüz bulamadık.) 

Sözlükte verilen ikinci anlam ‘işletmek’ anlamıdır. Bu anlamı cümlemize uyarlayalım:

Trains are still running despite the snow.
Kara rağmen trenler hâlâ işletiyor. (Anlam bakımından uymadığına göre demek ki aradığımız anlamı henüz bulamadık.)

Sözlükte verilen üçüncü anlam ‘çalıştırmak’ anlamıdır. Bu anlamı cümlemize uyarlayalım:

Trains are still running despite the snow.
Kara rağmen trenler hâlâ çalıştırıyor. (Anlam bakımından uymadığına göre demek ki aradığımız anlamı henüz bulamadık.)

Sözlükte verilen dördüncü anlam ‘akmak’ anlamıdır. Bu anlamı cümlemize uyarlayalım:

Trains are still running despite the snow.
Kara rağmen trenler hâlâ akıyor. (Anlam bakımından uymadığına göre demek ki aradığımız anlamı henüz bulamadık.)

Sözlükte verilen beşinci anlam ‘işlemek, çalışmak’ anlamıdır. Bu anlamı cümlemize uyarlayalım:

Trains are still running despite the snow.
Kara rağmen trenler hâlâ çalışıyor. (Anlam bakımından uyduğuna göre demek ki aradığımız anlamı bulduk!)

Bir sözcüğün aradığınız anlamını bulma çalışması burada adım adım anlatıldığı için belki size biraz uzunmuş gibi gelebilir. Halbuki sözlük kullanmaya alıştıkça, bu işlemin öyle göründüğü gibi uzun olmadığını göreceksiniz.