COMPARISON

Comparison of adjectives

Türkçede sıfatların derecelendirilmesi iki türlü yapılır. Söz konusu sıfatın önüne ‘daha’   (= daha iyi, daha sıcak, daha önemli ...) getirilerek ‘üstünlük’ hâli, ‘en’ getirilerek (= en iyi, en sıcak, en önemli ...) ‘en üstünlük’ hâli yapılır. İngilizcede bu durum biraz daha ayrıntılıdır. Tek heceli (kısa olan bazı iki heceli sıfatlar da dahil) sıfatlara –er ve    –est getirilir:

slow, slower, the slowest
new, newer, the newest
hard, harder, the hardest

Eğer sıfatın sonu –e ile bitiyorsa sadece –r ve –st koymak yeterlidir :

large, larger, the largest
nice, nicer, the nicest
late, later, the latest

Eğer sıfatın son harfi sessiz, ondan önceki harfi sesli ise, son harf çift yazılır:

big, bigger, the biggest
fat, fatter, the fattest
hot, hotter, the hottest

Sonu –y ile biten bir sıfata, -y kaldırılıp –ier ve –iest konulur:

easy, easier, the easiest
happy, happier, the happiest
funny, funnier, the funniest

İki ya da daha uzun heceli sıfatlara more ve most getirilir:

important, more important, the most important
beautiful, more beautiful, the most beautiful
expensive, more expensive, the most expensive

Unhappy gibi, sonu –y ile biten iki heceli sıfatların zıt anlamlıları istisnadır:

unhappy, unhappier, the unhappiest
untidy, untidier, the untidiest

Bazı birleşik sıfatların üstünlük ve en üstünlük biçimleri iki türlüdür:

well-known, better-known/more well-known, the best-known/the most well-known
good-looking, better-looking/more good-looking, the best-looking/the most good-looking

Bazı sıfatların üstünlük ve en üstünlük dereceleri düzensizdir. Yani bir kurala bağlı değildir:

good, better, the best
bad, worse, the worst
far, farther/further, the farthest/the furthest
little, less, the least
much/many, more, the most 

İki heceli bazı sıfatlar iki türlü kullanılabilmektedir:

clever, cleverer/more clever, the cleverest/the most clever
slender, slenderer/more slender, the slenderest/the most slender
shallow, shallower/more shallow, the shallowest/the most shallow
polite, politer/more polite, the politest/the most polite
common, commoner/more common, the commonest/the most common
sincere, sincerer/more sincere, the sincerest/the most sincere
severe, severer/more severe, the severest/the most severe
secure, securer/more secure, the securest/the most secure

Üstünlük (comparative) derecesi, bir kişiyi, bir şeyi, bir hareketi, bir olayı, bir başka kişi, şey, hareket, olay ile karşılaştırmak için kullanılır. Türkçede bu durum, söz konusu sıfatın önüne  ‘daha’ sözcüğünün getirilmesiyle yapılır. Bu tip cümlelerde than sözcüğü kullanılır. En üstünlük (superlative) derecesi ise, bir kimse ya da şeyi başka bir kimse ya da şey ile karşılaştırmaz. Türkçede ‘en’ sözcüğüyle belirtilen durumu ortaya koyar. En üstünlük derecesinde kullanılan sıfattan önce çoğunlukla the getirilir:

My brother is shorter than my father.
Erkek kardeşim babamdan daha kısa.

Sally is taller than her four brothers.
Sally, dört erkek kardeşinden daha uzun.

Her accent is worse than mine.
Onun aksanı benimkinden daha kötü.

The exam was easier than I expected.
Sınav, umduğumdan daha kolaydı.

The situation was better than we expected.
Durum, umduğumuzdan daha iyiydi.

Mark is the best in the team.
Mark, takımın en iyisi.

Her accent is the worst in the class.
Onun aksanı, sınıfın en kötüsü.

‘Bir şeyin sürekli değiştiğini’ anlatmak için üstünlük derecesindeki iki sıfatı araya and koyarak kullanırız (= faster and faster, more and more expensive). Türkçede bu durum ‘gittikçe, gitgide’  ifadesiyle karşılanır:

Sue is getting fatter and fatter.
Sue gittikçe şişmanlıyor.

It’s becoming harder and harder to find a cheap flat.
Ucuz bir daire bulmak gitgide zorlaşıyor.

Your Spanish is getting better and better.
İspanyolcan gitgide gelişiyor.

It’s becoming more and more difficult to find a job.
İş bulmak gitgide zorlaşıyor.

As the conversation went on, Bruce became more and more talkative.
Sohbet ilerledikçe Bruce’un gitgide çenesi düştü.

Travelling by plane is becoming more and more expensive.
Uçakla yolculuk gittikçe pahalılaşıyor.

The …, the ...

Üstünlük derecesindeki iki sıfatın önüne the getirilerek ‘ne kadar ... o kadar ...’ anlamı verilir:

The earlier we leave, the sooner we will arrive.
Ne kadar erken çıkarsak o kadar çabuk varırız.

The colder the weather, the worse I feel.
Hava ne kadar soğuk olursa kendimi o kadar kötü hissederim.

The older I get, the happier I am.
Yaşlandıkça daha mutlu oluyorum.

Bu yapıda bir isim ile more kullanılabilir:

The more money I make, the more useless things I buy.
Ne kadar çok para kazanırsam o kadar işe yaramaz şeyler alırım.

En üstünlük derecesinden sonra to-infinitive kullanılarak sıfat cümleciği anlamı verilir (yapan, giden, koşan ...):

He’s the oldest person ever to swim the Bosphorus.
Boğaz’ı yüzerek geçen en yaşlı kişidir. (= … the oldest person who has ever swum …)

Üstünlük derecesinde ‘çok daha, daha da’ demek için very kullanılmaz. Onun yerine much, far, very much, a lot, lots ve even kullanılır:

My girlfriend is much/far younger than me.
Kız arkadaşım benden çok daha küçük.

Turkish is much/far more difficult than English.
Türkçe, İngilizceden çok daha zor.

This hotel is even cheaper than that hotel.
Bu otel, şu otelden daha da ucuz.

More, çoğul bir isimle kullanıldığında önüne many, sayılamayan tekil bir isimle kullanıldığında önüne much alır: Mesela, ‘much more money’ diyebiliriz ama ‘much more friends’ diyemeyiz. Onun yerine ‘many more friends’ dememiz gerekir.

Sıfatların en üstünlük dereceleri, much, by far, quite, almost, practically, nearly ve easily sözcükleriyle nitelenebilir:

Lucy is quite the most stupid girl I’ve ever met.
Lucy, hayatımda karşılaştığım en aptal kız.

My father is nearly the oldest in the company.
Babam, şirketin neredeyse en yaşlısı.

Bazen most sözcüğü, the almadan da kullanılabilir. Bu durumda anlamı ‘en’ değil, ‘çok’      (= very) demektir:

The book you lent me was most boring.
Bana verdiğin kitap çok sıkıcıydı.

Thank you for the money. It was most generous of you.
Para için teşekkür ederim. Çok cömerttin.

En üstünlük derecelerinden sonra, yer isimleriyle in kullanırız:

What is the highest mountain in the world?
Dünyadaki en yüksek dağ hangisidir? (burada ... of the world? denmez)

Peter is the best player in the team.
Takımdaki en iyi oyuncu Peter.

Susan is the best student in the class.
Sınıftaki en çalışkan öğrenci Susan.

Comparison of adverbs

Çoğu zarfın üstünlük ve enüstünlük dereceleri more ve most ile yapılır:

Is it possible for you to talk more quietly?
Daha sessiz konuşmanız mümkün mü? (burada ... quietlier? denmez)

Can you speak more slowly, please?
Daha yavaş konuşabilir misiniz, lütfen?

Ancak birkaç zarfın (early, late, fast, near, long, hard, soon, low, high) üstünlük ve en üstünlük hâlleri  –er ve –est ile yapılır:

Could you come earlier tomorrow?
Yarın daha erken gelebilir misiniz?

Can’t you drive any faster?
Daha hızlı süremez misin?

Sally works harder than most of her friends.
Sally, arkadaşlarının çoğundan daha çok çalışır.

as … as

Bu yapı, iki kişi ya da şeyin bir şekilde eşit olduğunu anlatmak için kullanılır. Türkçede çoğunlukla ‘... kadar’ anlamında olan as ... as sözcüklerinin arasına sıfat ya da zarf konur:

Sally is as tall as her father.
Sally, babası kadar uzun boylu.

My mother isn’t as old as she looks.
Annem, göründüğü kadar yaşlı değildir.

My grandfather speaks Italian as well as us.
Büyükbabam, İtalyancayı bizim kadar iyi konuşur.

Olumsuz cümlelerde as ... as yerine so ... as yapısı da kullanılabilir:

Brian is not as/so successful as his brother.
Brian, kardeşi kadar başarılı değil.

Tom isn’t so rich as Peter.
Tom, Peter kadar zengin değil.

Özellikle samimi bir dil kullanıyorsak, as sözcüğünden sonra nesne durumundaki kişi zamirleri (me, her, us, etc.) kullanılır:

He doesn’t swim as well as me.
O, benim kadar iyi yüz(e)mez.

Resmi dilde ise, as sözcüğünden sonra özne+fiil ya da yardımcı fiil tercih edilir:

He doesn’t swim as well as I do.
Benim kadar iyi yüz(e)mez.

Eğer as ... as yapısında bir isim kullanmamız gerekliyse, sayılabilen çoğul isimlerle many, sayılamayan tekil isimlerle much kullanılır:

I don’t drink as much beer as he does.
Onun kadar çok bira içmem.

I don’t know as many people as you do.
Senin kadar çok insan tanımıyorum.

As ... as yapısından önce half,  twice,  five times gibi ifadeler de kullanılabilir:

Petrol is twice as expensive as it was a few years ago.
Benzin, birkaç yıl öncesinden iki kat daha pahalı.

His house is about three times as big as mine.
Onun evi, benimkinin yaklaşık üç katı büyük.

Eşitlik durumunu ifade etmek için the same as yapısı da kullanılır:

My wife’s salary is the same as mine./My wife gets the same salary as me.
Karımın maaşı, benimkiyle aynı./Karım, benimle aynı maaşı alıyor.

Önceki: CLEFT SENTENCES
Sonraki: GERUNDS