NOUN CLAUSES

Konuyu açıklamaya örnekle başlayalım:

He knows my name.
özne fiil     nesne
Adımı biliyor.

He knows that I am a singer.
özne fiil      isim cümleciği
Şarkıcı olduğumu biliyor.

Birinci cümlede, fiile ‘neyi biliyor?’ diye sorulduğunda cevap veren kısım (my name) nesnedir. Aynı soruyu ikinci cümleye de sorarsak that I am a singer = şarkıcı olduğumu diye bir cevap alırız ki bu da nesne durumundadır. Ancak ikinci cümlenin nesnesi, kendi içinde öznesi (I) ve fiili (am) olan bir cümledir aslında. İşte böyle kendi içinde bir cümle olmakla birlikte bir ana cümleye bağlı olan ve ‘ne, neyi, neye?’ sorularına cevap veren cümleciklere isim cümlecikleri denir. Şimdi isim cümleciklerinin nerede ve nasıl kullanıldığına örneklerle bakalım:

1. Cümlenin nesnesi durumunda (bağlaç olarak that’in kullanılması bir zorunluluk değildir):

They told me that the bus driver was tired.
Bana otobüs sürücüsünün yorgun olduğunu söylediler. (= Ne söylediler?)

People used to believe that the world was flat.
İnsanlar, eskiden dünyanın düz olduğuna inanıyorlardı. (= Neye inanıyorlardı?)

He said that his friend’s name was Sam.
Arkadaşının adının Sam olduğunu söyledi.

I saw that the box was empty.
Kutunun boş olduğunu gördüm.

2. Cümlenin öznesi durumunda (that’in kullanılması zorunludur):

That the world is round is a fact.
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir.

Aynı cümle, it ile de kurulabilir:

It is a fact that the world is round.
That he failed the exam is disappointing./It is disappointing that he failed the exam.
Sınavda kalması hayal kırıklığı yarattı.

That my son is lazy worries me./It worries me that my son is lazy.
Oğlumun tembel olması beni üzüyor.

That my best friend is seriously ill makes me unhappy./It makes me unhappy that my best friend is seriously ill.
En iyi arkadaşımın ağır hasta olması beni mutsuz ediyor.

3. ‘İsim/isim takımı+be+isim cümleciği’ biçiminde:

The truth is that we don’t have any money.
Gerçek şu ki hiç paramız yok.

The sad truth is that there aren’t many honest people in the world.
Acı gerçek şu ki dünyada fazla dürüst insan yok.

Yukarıdaki cümleler, biraz daha farklı biçimde de ifade edilebilir:

The truth that we don’t have any money makes us unhappy.
Hiç paramızın olmaması gerçeği bizi mutsuz ediyor.

The sad truth that there aren’t many honest people in the world seems to be true.
Dünyada fazla dürüst insan olmadığı gerçeği doğruya benziyor.

4. Sıfatlarla birlikte:

I am hopeful that he will succeed.
Başaracağından umutluyum.

I am certain that he saw me.
Beni gördüğünden eminim.

I was afraid that I might hurt her feelings.
Duygularını incitmiş olabileceğimden korkuyordum.

5. If ya da whether (or not) ile:

‘Are you ill?’ Bob asked me. = Bob asked me if I was ill (or not)./Bob asked me whether I was ill (or not).
Bob bana ‘hasta mısın?’ diye sordu. = Bob bana, hasta olup olmadığımı sordu.

Do you know if Mr Taylor is at home?
Bay Taylor’un evde olup olmadığını biliyor musun?

Let me know whether you are coming.
Gelip gelmeyeceğini bana haber ver.

I don’t know whether she will be able to come.
Gelip gelemeyeceğini bilmiyorum.

Whether (or not), cümlenin öznesi durumunda da kullanılabilir:

Whether the students will be happy (or not) depends on the teacher.
Öğrencilerin mutlu olup olmayacakları öğretmene bağlı.

Whether (or not) the famous singer was the spy is still unknown.
Ünlü şarkıcının casus olup olmadığı hâlâ bilinmiyor.

6. Soru sözcükleri ile:

The policeman asked me ‘Where are you going?’ = The policeman asked me where I was going.
Polis bana ‘nereye gidiyorsun?’ diye sordu. = Polis bana nereye gittiğimi sordu.

I don’t know where the general manager of the company lives.
Şirketin genel müdürünün nerede oturduğunu bilmiyorum.

The Ministers don’t know how they can prevent air pollution.
Bakanlar, hava kirliliğini nasıl önleyeceklerini bilmiyorlar.

Nobody knows who smoked all these cigarettes.
Kimse, tüm bu sigaraları kimin içtiğini bilmiyor.

Yukarıdaki örneklerde, isim cümlecikleri nesne durumunda kullanılmıştır. Bu tür cümleler aynı zamanda özne durumunda da kullanılabilir:

Where I was going was not known.
Nereye gittiğim bilinmiyordu.

Where the general manager of the company lives is a mystery.
Şirketin genel müdürünün nerede oturduğu bir sır.

How they can prevent air pollution is not clear.
Hava kirliliğini nasıl önleyebilecekleri belli değil.

Who smoked all these cigarettes is none of your business.
Tüm bu sigaraları kimin içtiği seni ilgilendirmez.

Sonraki: NOUNS